10 Kasım 2015 Salı

Çikolatasıyla, Heidi'siyle, Alpler'iyle İsviçre

Uzun zamandır aklımda olan İsviçre seyahatimiz hakkında yazıyorum sonunda...

Şöyle ki, uzun düşünceler sonrasında Avrupa haritası karşımda açık, orası mı burası mı diye düşünürken İsviçre oradan göz kırpmaya başladı. Hızlı bir araştırmadan sonra uygun tarihlerde biletleri de bulduk ve fazla detaya girmeden İsviçre'ye karar verdik. Olaylar bundan sonra gelişti tabi...

Öncelikle ilk tavsiyem bilet ucuz diye İsviçre tatilinin ucuz olacağını sanmayın :) Neden? Çünkü adamlar dünyanın en pahalı ülkesi! Bunu sadece ben değil, İsviçre'deki İsviçrelilerde söylüyor :)

Biletleri aldıktan sonra tatil planı yapmak için o zamanlar askerde olmam neticesiyle çoookça zamanım vardı. Bu sayfa gibi bloglarda, turizm acentelerinde, ekşisözlük'te; İsviçre, Zürih, Alpler hakkında ne varsa okuduğumu söyleyebilirim. 

Araştırmalar sonrasında 6 günlük tatilimizi ikişer günden 3 ayrı yerde geçirmeye karar verdik. Zürih, Maienfeld ve Lucerne...

Gitmeden önce otel rezervasyonlarımızı, tren biletlerimizi aldık tabi ki...

Otel rezervasyonları için her zaman Booking.com'u kullanıyorum, rezervasyonlarınızı kahvaltı dahil yapmanız hem büyük kolaylık hem de büyük bir ekonomik avantaj olacaktır.

Tren biletlerinin hepsini http://www.sbb.ch/en/home.html adresinden alabilirsiniz. Gideceğimiz 3 şehir için gidiş-dönüş biletleri ve Zürih'de bolca gezeceğimiz için Zürih'de geçerli ZurichCard'ı bu site üzerinden satın aldık. Zurichcard size 24 yada 72 saat boyunca Zürih içerisindeki tüm ulaşımı bedava kullanmanızı sağlıyor, ayrıca bazı müzelere bedava giriş sağladığı gibi bazı yerlerde de indirim sağlıyor, tüm detayları https://www.zuerich.com/en/visit/your-city-travel-pass adresinden öğrenebilirsiniz. Bunlara ek olarak yapacağınız seyahatin şekline ya da uzunluğuna göre SwissPass gibi kartlar var onları da bu sitelerde araştırabilirsiniz. Biletleri verdiğim adreslerden satın aldığınızda mail adresinize bir pdf gönderiliyor onun çıktısını almanız yeterli, tabi isterseniz indiğinizde havaalanında da aynı fiyata satın alabilirsiniz. Diğer tren biletlerini internetten alırsanız mail adresinize gelen pdf'i çıktı almanız yine yeterli ancak pdf üzerinde tren saatini göremezseniz şaşırmayın çünkü İsviçre tren biletleri o gün içerisindeki belirtilen yönlerdeki tüm trenlerde geçerli oluyormuş. Olur da tren biletleriyle ilgili bir soru ya da sorununuz olursa sbb'ye mail atın gerçekten çok hızlı bir şekilde yardımcı oluyorlar. Ha unutmadan çakallık yapacaksanız şehirlerarası trenlerde her seferinde kontrol oluyor bence denemeyin.

Bunların hepsini internetten alabildiğiniz gibi gittiğinizde de alabilirsiniz fiyat olarak ben hiç bir fark görmedim genel olarak İsviçre'de bir ürün ya da hizmetin fiyatı genel olarak her koşulda aynı bununla ilgili bir örneği Lucerne kısmında aktaracağım.

Otel rezervasyonları tamam, tren biletleri tamam son olarak gitmeye karar verdiğimiz yerlerin yol haritalarını hazırlarsak artık gidebiliriz. Yol haritası için offline map uygulamalarını kullanabilirsiniz ya da benim yaptığım gibi Google Maps'e de istediğiniz haritaları indirip kullanabilirsiniz. Bütün ulaşımımızı hiç sorunsuz ve en kolay şekilde Google Maps ile sağladık. İsterseniz tripomatic.com sitesinde de kendinize bir haritalı ve zaman akışıyla bir tatil planı çıkarabilirsiniz.


Zürih

Gidiş-Dönüş uçuşlarımız buradan olduğu için tatilimiz Zürih'te başlayıp Zürih'te bitecekti. Medeniyetin başkenti tabirini hak eden dünyanın en yaşanabilir şehirlerinden biri ve dünyanın en pahalı şehri Zürih...

Havaalanına indikten sonra tren ile doğrudan Zurih Hauptbahnhof'a ulaşıyoruz. Şehri ilk kez gördüğümüz için yürümeye karar veriyoruz ve 20 dk yürüyerek otele ualşıyoruz. 25th Hour Zurich West oteli design oteller zincirine üye bir oteldi. Oda ve otelin tasarımı enerjikti ve herşeyiyle tam puan aldı bizde... Otel ayrıca isterseniz şehri gezmek için ücretsiz bisiklet temin edebiliyor.





Eşyalardan kurtulduktan sonra atıyoruz kendimizi Zurih sokaklarına... Şehir gerçekten çok başka, Londra'yı görmedim ama Zürih'le belki Londra kapışır.

Zürih'in en meşhur caddesi BahnhofStrasse'yi geziyoruz ilk olarak. Her tarafta mağazalar ve sakince dolaşan insanlar var. Bazı mağazaların vitrinine bakmaya cesaret edemiyoruz :) BahnhofStrasse'nin paralelindeki bir caddeden geçerken  küçük bir derenn üzerinden geçiyoruz. İniyoruz kenarına; kitap okuyanlar, kendini dinleyenler yada bizim gibi eşiyle sohbet edenler :) Herkes ayaklarını suya sokmuş böyle bir şehrin göbeğinde doğanın tadını çıkarıyor, suyun dibi bile görünüyor. 

Buradan sonra Zürih Gölü'nün kenarına gidiyoruz. Ara ara oturup dinlenerek etrafa bakarak ChineseGarden'a kadar iniyoruz ve ilk gün muhteşem yorgunluğun yanında harika bir şehirde bir gün daha geçirmek üzere otele dönüyoruz.





Zürih'teki ikinci günümüzde ilk iş Zürih Hayvanat Bahçesi'ne gitmek oluyor. Tramvay ile 15-20 dakikalık bir mesafe. Hayvanat bahçesine çok yakın bir yerde FIFA yer alıyor. Son zamanlarda yolsuzluğun yapıldığı yer burası işte, FIFA tabelasının önünde fotoğraf çektirmek için bile gidilir.



Hayvanat bahçesi gerçekten büyük ve görülmeye değer bir yer... Öğleden önce birkaç saatimizi burada geçirdikten sonra tekrar Zürih merkezine dönüyoruz. İsviçre denince ilk akla gelen çikolatan hiç bahsetmedik hala, şimdi tam sırası...

Zürih'te Sprüngli mağazasına gidip o muhteşem çikolatalar arasında kendinizden geçebilirsiniz. Bizim favorimiz Luxembergerli dedikleri bizim makaron dediğimiz ama onun  birkaç yüz kat daha güzeli... Sprüngli'den bir tane bile luxembergerli satın alabilirsiniz bizde her önünde geçişimizde farklı farklı birkaç kez aldık, sayısını bile unuttum :) Makarondan farkı bunun içinde dondurma olması, kesinlikle denemelisiniz! Ayrıca alıp hemen yemeniz gerekiyor çünkü dondurmalı. Herhangi bir Lindt çikolatadansa mutlaka bunu tadın zaten Lindt'ler migros carrefour vs'de daha ucuza var :)




Bugün gece yarısına kadar bütün sokaklarına girip çıkıyoruz. Göl kenarına yaklaştığınızda gölün sol yakasından devam ettiğinizde Movenpick Ice Cream Gallery var bu da kesinlikle deneyip müptelası olacağınız bir lezzet... Dondurmalarımızı aldıktan sonra göl kenarında oturup akşamki Zürih manzarasının tadını çıkarıyoruz sonra da şu an hala tam olarak nasıl gittiğimizi bilmediğim, bir tarafında nehir bir tarafında sıra sıra ağaçların olduğu muhteşem bir yürüyüş yolunda saatlerce yürüyoruz. O kadar tuhaf ki, gecenin köründe doğru düzgün aydınlatılmamış bir yolda etrafımızda kimse yok, huzurlu bir şekilde yürüyoruz. Aklımızda hiç birşey yok sadece yürüyoruz işte, ne kadar sonra kendimiz Google'ın binasının yanında buluyoruz. Sonrasında da kendimiz metroya atıp otele geçiyoruz. Çok yorgunuz ama çok mutluyuz. Yarın Zürih'ten ayrılacağız ve bunu düşünmek üzüyor bizi...



















Son günümüzde Uetliberg adındaki Zürih'in biraz dışında kalan ama tek bir metro ile ulaşım sağlayabildiğiniz bizim Çamlıca tepesi gibi şehre yukarıdan bakabildiğiniz üzerinde bulunan kuleye cıkarak bir tarafta Zürih bir tarafta Alpler olan manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Çamlıca demişken küçük bir fark var buraya yürüyerek,bisikletle ya da metroyla gidebilirsiniz nedense adamların aklına karayolu yapmak gelmemiş (!). Halbuki bir yol üsti bir dinlenme tesisi bir de otopark off miis, hiç kafaları çalışmıyor (!). Burada da uzunca bir süre manzaranın tadına vardıktan sonra, Zürih serüveni bitiyor ve atlıyoruz trene, şimdiki istasyon İsviçre'de gideceğimiz en küçük ama en önemli en anlamlı yer Maienfeld neden mi, çünkü buranın diğer adı Heidiland !
















Maienfeld


İşte seyahatin asıl amacı olan o ufacık yer, Maienfeld. Burayı özel kılan çocukluk zamanımızdaki çizgi film kahramanı Heidi'nin kasabası olması ve benim hatunun Heidi hayranı olması. Zürih'ten trenle bir - bir buçuk saat sonrasında ulaşabiliyorsunuz ayrıca Zürih'ten otobüs turları da varmış ama treni tavsiye ederim istediğiniz zaman gidip gelebileceğiniz gibi karayoluyla göremeyeceğiniz güzellikleri de yol boyu izleyebilirsiniz.



Zürih'ten trenle Bad Ragaz'a varıyoruz oradan da iki durak sonra olan Maienfeld'deyiz. Küçük bir kasaba tren yoluyla ikiye bölünmüş diyebiliriz. Tren yolunun üst kısmında evler, evlerin üstünde asma bahçeleri ve otlaklar, onlarında üstünde zaten Alpler başlıyor. tren yolunun altında ise bazı iş yerleri onlarında alt kısmında Rhein nehrinin başlangıcı...

Swiss Heidi Hotel adında kasabanın içindeki en büyük otelde kaldık.Bu otel dışında birkaç tane bed&breakfast ya da hosteller de var. Ayrıca tepede Heididorf adında başka bir otel daha var ama orayı görmedik.

Trenden inip otele 3 dakika yürüyerek varıyoruz ve Alplerin eteklerindeki Maienfeld karşımızda... Sonradan farkettik tüm kasaba Heidi çizgi filminde olduğu gibi kalmış neredeyse, çizgi filmin ilk bölümündeki kasaba görüntüsü ile bizim baktığımız görüntü tamamen aynı... 




İlk günümüz kasabanın sokaklarında bahçelerin arasındaki o daracık ama rüya gibi güzellikteki yollarda dolaşarak geçiyor. Her köşe başında, her açıdan fotoğraf çekesi geliyor insanın... Etrafta kimseler yok, hiç bir gürültü yok, eşsiz bir güzellikte manzara ve biz varız...








İlk günümüz bu şekilde bitiriyoruz, internetten bulduğumuz kadarıyla Heidi bölümlerini izliyoruz :) Youtube'da bizim tatilimizden 3 ay kadar sonra bir kanal tüm bölümleri Türkçe olarak ekledi. Eğer izlemek izlerseniz ben işimiz sağlama aldım ve hepsini kaydettim isteyenle paylaşabilirim, bulması gerçekten zor oluyor çünkü :) Heidi'nin bölümlerini izledikçe daha çok şaşırıyoruz adeta çizgi filmin içinde dolaşmışız.

İkinci günümüzde amacımız Heidi'nin evine gitmek, bunun için dün dolaştığımız yerleri tekrar dolaşarak dağların eteklerine doğru biraz daha ilerleyeceğiz. Aynı yerleri tekrar dolşamak zorunda olmak gerçekten harika! Bu arada yollarda Heidi'nin yolu anlamına gelen "Heidiweg" tabelaları var, onları takip ederek bazen güzel bir manzara için yoldan çıkarak yaklaşık yaklaşık 1 saat yürüyüş sonrası Heidi Müzesi'ne http://www.heididorf.ch/en/enhome.html ulaşıyoruz. Fakat burası bizim görmeyi beklediğimiz yer değil, burası bir müze ve Heidi'nin hayatının geçtiği ev olarak müzeye çevrilmiş ama biz çizgi film nedeniyle o Alpler'in tepesindeki ağaçların önünde keçilerle yaşadığı Heidi'nin evini arıyoruz. Müze görevlisine sorduğumuzda karşıdaki bir patikadan yürüyerek yaklaşık 2 saat sonra varabileceğimizi söylüyor. Şöyle bir detayı aktarayım zaten yarısı yokuş çıkmak olan 1 saatlik bir yolculuk yapmıştık üstüne fotoğraflardan göreceğiniz üzere hava kapalı ve sabahta biz kahvaltı yaparken aralıksız bir yağış oldu. Her an yeni bir yağış gelebilir ve bizim değil Heidi'nin evinin oradan şu an müzeden bile bir araç vs bulmamız imkansız ama buraya o evi görmek için geldik ve oraya yürüyeceğiz. Aşağıdaki haritadan yerleri göstermeye çalıştım, Swiss Heidi Hotel bizim otelimiz, Heididorf müzemiz, Heidihütte ise asıl hedefimiz :)






Asıl yolculuk şimdi başlıyor... Müzeden su, çikolata vs alıp yola çıkıyoruz önce çok dar ve dik bir patikadan biraz ilerliyoruz sonrasında tamamen asfalt bir yol çıkıyor karşımıza, haritadan Heididorf'tan sonra zigzag çizerek devam eden yol burası işte. Artık dakikalarca bu yolda yürüyeceğiz. Başlarda yakın mı acaba düşüncesi, yağmur yağarsa ne yapacağız korkusu; bir yerden sonra acaba doğru yolda mıyız ya da bu saatten sonra geri dönülmez düşünceleriyle değişip duruyor. Biraz yürüdükten sonra belirli aralıklarda Heidi'nin hikayesine uygun bilgilendirme tabelaları karşımıza çıkıyor bu doğru yolda olduğumuzu gösterip rahatlatıyor bizi. Her geçen dakika daha yükseklere çıkıyoruz, nem artıyor, sis artıyor ve tabi yoruluyoruz da :) Uzun süredir yürümemize rağmen hiç bir kimse yok normal tabi o havada hangi manyak oraya çıkar ki bizden başka? Etrafımızda uzun uzun ağaçlar, ağaçların arasından görebildiğimiz kadarıyla gökyüzü, birde arada kısmen de olsa aşağıda bıraktığımız kasaba... 

















Yağmur yağmamasına rağmen sisten vs kıyafetlerimiz saçlarımız sırılsıklam üşümüyoruz ama ıslanıyoruz arada da acaba şuradan bir hayvan çıkar mı diye korkmuyor değiliz. Sonlara yaklaştığımızı hissettiğimiz bir an tek başına bir bayanla karşılaşıyoruz, o da bizim dışımızdaki diğer manyak diyebiliriz :) O tepeye kadar çıkmış ama bir yerden sonra sisten hiçbir şey görememeye başlamış ve geri dönmüş, isterseniz çıkın ama bir şey göremeyebilirsiniz diyor. Dinler miyiz, tabi ki hayır oraya kadar gelmişiz göremeyecek bile olsak oraya gideceğiz artık dönüş yok.

Yine yürümeye devam ediyoruz ve bir süre sonra ağaçların olmadığı bir alan çıkıyoruz, bu iyice yaklaştığımızın habercisi bizim için. Sisin arasında rastgele yürüdükten sonra önce bir çeşme buluyoruz onun önünden devam eden toprak bir yol o yola girdiğimiz işte Heidi'nin evi orada, tam karşımızda neredeyse Joseph gelip üstümüze atlayacak :)






Görünen o ki burası bir işletme olmuş, buraya kadar çıkmışken birşeyler yiyip içebiliyorsunuz ama biz çıktığımızda kapalıydı. Zaten bizim için önemli olan bu manzaraydı. Bahçesini dolaşıyoruz, etrafını geziyoruz, cikcik'in geldiği ağacın yanına gidiyoruz. Heidi nerelere gittiyse bizde oralara gidiyoruz. Ufak bir detay, yolculuk sonunda bizim de yanaklarımız da Heidi gibi kırmızı olmuştu, buranın havasından herhalde :)

Anı ölümsüzleştirmek adına fotoğraflarımızı çekiyoruz ve tatilimiz asıl amacına ulaşıyor.

Yarın yeni bir gün ve yeni bir şehir bizi bekliyor, Lucerne





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder